“Aşk sizi çağırdığı zaman, onu izleyin,Yolları zorlu ve dik olsa da.Kanatları sizi sardığı zaman, ona teslim olun,Tüyleri arasında gizlenmiş kılıç sizi yaralayacak olsa da.”H.CibranI.1941...
Buz gibi bir mekânda otururken, bir ânda düşlediğiniz sıcak kumsalın kumlarının üzerine serili hissedebilirsiniz kendinizi. Betimlediğiniz bu düşü, hayatınızın bir parçası yapma gereksimi duyarsınız....
Yansımalar…Ne kadar gerçeği yansıtırlar? Ya da neden salt gerçek yerine, yansımaya bakmayı tercih ederiz?Gerçeğin yapaylaştığı noktada acaba hangi imge zihnimizi yokluyor: Gerçeğin salt yansıması mı,...
ruhların çığlıkları sağır ediyor dünyayıajanslar “üç yüz , üç yüz elli ölü ” diyorbirileri “yok mu arttıran” diye haykırıyor fütursuzcatoprakta acı bir kan kokusu vardağlamış...
KİŞİLER Yaşlı ErkekYaşlı KadınKüçük kız çocuğu-------------- (Bir oda. Sol dipte bir kapı. Odanın sağ köşesinde mutfağa açılan bir kapı. Geride geniş bir pencere ve pencerenin...
yalnızdımkorkak bir kuş gibigürültünün içinde sessizkalabalığın içinde bir karanlıktım çocuktumelleri boyalı, yüzü yara bere içindeçevremde kopan fırtınalarla yıkandı ruhumhiç bozulmadı sessizliğim oyuncaklarım vardıarabalarım, hayvan maketlerim,...
Kaçmak istercesine koştuğum kentin sokaklarında, hep birer iz bıraktım benden olmayan, soyut dokunuşlarla. Yalnızlık ve pişmanlık, ihtiras ve tutku çekinmeden kol gezdi benliğimde. Yine de...
Sessizce pencerenin önünde oturuyorum. Önümdeki yalnız tepelere, ağaçlara, yemek arayan kedilere, sessizliği ısrarla bozan kanaryalara bakıyorum. Rüzgâr, penceremi örten tülü, gökyüzüne savuruyor. O an anlıyorum...
Geri verin bana yalnızlığımıKorkak gecelerimi, karabasanlarımıGeri verin bana çocukluğumuMasum, saf ellerimi.Geri verin bana umutsuz sokaklarımıYalnız müzisyenimi, yalnız şarkılarımıÇıkmazımda attığım naralarımı…Savaş kokan nefeslerinizdekiSızlayan umut parçalarımıKüf kokan...
Oyun muazzamdı. Son zamanlarda bu kadar eleştirisel ve duygusal bir temsil izlememiştim. Kalabalığın arasından sıyrılıp kendimi kafeteryaya attım. Sade kahvemi içip oyun hakkında iki-üç not...
Rüzgâr, tüm ürperticiliğini çevreye yansıtmıştı. Ağaçlar mevsiminden önce yaprak dökmüş, toprak zamanından önce yeşermişti. Yaza ramak kalmışken, delice, tenlerden akıp giden poyraz, taşlı yolda...
Kelimeler…Cümleler… Konuşmak, soyut haldeki düşüncelerimizin karanlık evrene salınmasından başka ne olabilir? Zihnimizde tasarladığımız kelimeleri, tam anlamıyla dışa vurabiliyor muyuz? Yoksa, kelimeleri ses tellerimizde canlandırmadan...
Size nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Öncellikle buranın gizemini hissetmenizi ve insanı rahatlatan havasını teneffüs etmenizi rica ediyorum. Önünüzde duran çiçekler peony ağacını ait. Daha önce gördünüz...